Zorlu bir road trip, ve de alınan 3 galibiyete karşılık bir -hakikaten- şanssız mağlubiyet. Kesinlikle çok başarılı bir yolculuk oldu bu.
Portland maçını uzun uzadıya yorumlamıştım burada zaten, o yüzden diğer maçları kısaca anlatayım.
Phoenix'e 88-71 yenildik. O maçta cidden berbat oynadık, ama o performansın mazeretleri de var. Birincisi, önceki gece Portland'dan kalkan uçan Phoenix'e sabah 4'te vardı (Phoenix ile Portland farklı zaman dilimlerinde), ve de takımın hiçbir dinlenme fırsatı olmadı. İlk yarı bitmeden Doc oyundan atıldı, KG atıldı, toplam 6 teknik faul ile bitirdik maçı. Bütün bu olumsuzluklara karşı geri dönebilirdik son çeyrekte, lakin olmadı. Bu da hatırlanmayacak bir maç olarak tarihe geçti.
Bu sene back-to-back diye tabir edilen iki gün üst üste maçlardan 12 set oynadık. Bu setlerdeki iki maçı da kazandığımız sadece 5 hal var. Diğer bir deyişle, aldığımız 11 mağlubiyetin 7'si bu back-to-back'lerden geldi. Bu hem iyi hem de kötü haber: İyi haber, play-off maçları back-to-back oynanmıyor. Kötü haber, bu sezon böyle 8 setimiz daha var.
Lakers'a geçelim. Efsane bir maçtı. Öncelikle geçen senenin öcünü biraz da olsa almış olmak güzel, ki zaten kaynama derecesine yakın olan Lakers bize yenildikten sonra bir sapıttı. Maçın içinde de harika bir Celtics savunması izledik. Kobe bütün topları neredeyse kendi kullandı, 41 sayı atmasına karşın 0 asist ile oynadı mesela. Kobe'nin böyle oynadığı maçları Lakers azamiyetle kaybeder zaten. Bu maçın kahramanı Pierce idi, lakin Nate Robinson'ın 4-7'lik isabet yüzdesi ile kaydettiği 11 sayı da çok önemliydi, zira Nate birkaç maçtır topu çemberden geçiremiyordu.
Kings maçı ise, kolay olması beklenen, ve Celtics'in çoğu kolay olması beklenen maçının geçtiği zorlukta geçen bir maç idi. Bu maçın gene kahramanı Nate'tir benim gözümde. Tam Wizards maçındaki gibi son çeyrekte topu alan orta-uzak mesafeli şut çekmeye başlamışken Nate ofansa penetrasyon ve dinamizm getirdi, savunmada ise çok kritik toplar çaldı ve Kings'in geri gelmesini engellemiş oldu.
Özetle: Nate toparlandı (zaten Lakers görünce bir haller oluyor Nate'e), Pierce-Allen-Garnett her zamanki gibi, Shaq geri döndü ve birincil uzun rotasyonumuza kavuştuk, West'in geri dönüşü yaklaştı... Batı yolculuğu olumsuzdan çok olumlu haberler verdi. Phoenix maçında Big Baby'nin bacak arkası kirişlerinden sakatlanması durumu vardı, lakin o günden sonraki iki maçta da oynadığı için o konuyu da hallettik sanırım.
Şimdi önümüzde önce Dallas, sonra Orlando var. Bu haftasonu ateşli geçecek.
Portland maçını uzun uzadıya yorumlamıştım burada zaten, o yüzden diğer maçları kısaca anlatayım.
Phoenix'e 88-71 yenildik. O maçta cidden berbat oynadık, ama o performansın mazeretleri de var. Birincisi, önceki gece Portland'dan kalkan uçan Phoenix'e sabah 4'te vardı (Phoenix ile Portland farklı zaman dilimlerinde), ve de takımın hiçbir dinlenme fırsatı olmadı. İlk yarı bitmeden Doc oyundan atıldı, KG atıldı, toplam 6 teknik faul ile bitirdik maçı. Bütün bu olumsuzluklara karşı geri dönebilirdik son çeyrekte, lakin olmadı. Bu da hatırlanmayacak bir maç olarak tarihe geçti.
Bu sene back-to-back diye tabir edilen iki gün üst üste maçlardan 12 set oynadık. Bu setlerdeki iki maçı da kazandığımız sadece 5 hal var. Diğer bir deyişle, aldığımız 11 mağlubiyetin 7'si bu back-to-back'lerden geldi. Bu hem iyi hem de kötü haber: İyi haber, play-off maçları back-to-back oynanmıyor. Kötü haber, bu sezon böyle 8 setimiz daha var.
Lakers'a geçelim. Efsane bir maçtı. Öncelikle geçen senenin öcünü biraz da olsa almış olmak güzel, ki zaten kaynama derecesine yakın olan Lakers bize yenildikten sonra bir sapıttı. Maçın içinde de harika bir Celtics savunması izledik. Kobe bütün topları neredeyse kendi kullandı, 41 sayı atmasına karşın 0 asist ile oynadı mesela. Kobe'nin böyle oynadığı maçları Lakers azamiyetle kaybeder zaten. Bu maçın kahramanı Pierce idi, lakin Nate Robinson'ın 4-7'lik isabet yüzdesi ile kaydettiği 11 sayı da çok önemliydi, zira Nate birkaç maçtır topu çemberden geçiremiyordu.
Kings maçı ise, kolay olması beklenen, ve Celtics'in çoğu kolay olması beklenen maçının geçtiği zorlukta geçen bir maç idi. Bu maçın gene kahramanı Nate'tir benim gözümde. Tam Wizards maçındaki gibi son çeyrekte topu alan orta-uzak mesafeli şut çekmeye başlamışken Nate ofansa penetrasyon ve dinamizm getirdi, savunmada ise çok kritik toplar çaldı ve Kings'in geri gelmesini engellemiş oldu.
Özetle: Nate toparlandı (zaten Lakers görünce bir haller oluyor Nate'e), Pierce-Allen-Garnett her zamanki gibi, Shaq geri döndü ve birincil uzun rotasyonumuza kavuştuk, West'in geri dönüşü yaklaştı... Batı yolculuğu olumsuzdan çok olumlu haberler verdi. Phoenix maçında Big Baby'nin bacak arkası kirişlerinden sakatlanması durumu vardı, lakin o günden sonraki iki maçta da oynadığı için o konuyu da hallettik sanırım.
Şimdi önümüzde önce Dallas, sonra Orlando var. Bu haftasonu ateşli geçecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder